Belki hataydı, belki yanlış, belki de doğru kim bilir…
Cüreti kendimde bulduğum günden beri, "Deniz mavidir" diyenlerin sığlığına itiraz ettim. "Gördükleriniz sizi yanıltmasın" dediğimde; "Gözümüze mi inanalım, sana mı?" diye sordular. Haklıydılar. Elbette gözlerine inanacaklardı. Zira deryalar güneş varken ilahi kudret ile hep maviye boyanmıştı. Ya kara balçıklı gözede batınca?
Hüccet için bir avuç suyla umman kıyas kabul etmezdi. Akıllarınca ayak diretip gözün gördüğünün konforuna sığındılar. Baktılar ama göremediler. Nihayetinde "aklıyla zoru olan" yine bendim. Anlatamadım…
Düşünceleri anlaşılamamanın tasasıyla hüzünle yoğurdum bir vakit… imbiklendim en saf hale dönüştürmek için. Sonrasında "varsın öyle olsun" sükûtuyla bir vakit kendimi teskin ettim. Abesle iştigal kanıt peşinde koşmak, zaman israfından başka neydi? Yorgunluk ise bu beyhude çabanın tek kârıydı.
Çok kez istihzalı edayla "derine dalma, çıkamazsın" dediler… Güldüm. Nereden bileceklerdi ki, onların derin diye bildikleri yere ben kumdan kaleler ve surlar inşaa etmiş, gelgitlerde yıkılışlarını temaşaya dalmıştım. Her dalga usanmadan fikir enkazına yeni moloz döktü. Derdimiz özel ve tüzel kişilerin arasına milleti de katmaktı…
Evet ve maalesef “Deniz mavi değildir!” Sırası gelince bu hakikati herkes, istisnasız tatbik edecek. Ya dibine dalıp görmeye cesaret ettiklerinde, ya da sondaki nasipsizliğe düştüklerinde... "Fani de ne isen, bakide de osun" hükmü o gün karşılarına dikilecek. Hazindir; körler ülkesinde "Görüyorum!" diyene evvelce mil çekmeye koşanlar, hep en yakınlarıdır. Su üstüne yazı mı tutar?
Yaşadıkça ve yaşlandıkça; aklımın almadığı ne varsa vakarla ayağımın altına serdim. Bu süreç bir evrim değil; tekamülün olgunlaştıkça hamlaşan o minik habbesiydi. Mevzuata aykırı rüsva ithal evrim ve devrim, kol kola yaralarıma pansuman edilmeye çalışılır. Nafile…
Akıl dayanak delille meşgul, görmek için kıyasa muhtaç… İman teslimiyete memur da, hâl bilmezler kâl ile sezgiyle keşfe sarıp sarmalanmış. Öteki berikini tartaklar; benim babam, senin babanı döver cihetinde… Ben ise akıl ve inancı aynı sofrada katık eden, şahsına mamur müzmin felaket tellalı… Dünya imarla bayındır fıtri girdap içre; şartlara gebe…
Karşıtlığın birliğinde fısıldayan hakikatti; her hayrın içinde bir şer, her şerrin içinde bir hayır gizli. Bilemedik naçizane…
Belki sandığın gibi olmayabilir. Telaşla sağa-sola koşuşturma. Bir de yukarıdan bak!




